Günler günleri kovalıyor. Sona doğru koşuyorum. Uğraşımın, çalışmamın sonu ve bir hayatın başlangıcı. Zaman öylesine çabuk akıp gidiyor ki kapağı açılamamış test kitapları, hakkında çok az şey bilinen ders konuları bir gölge gibi beni takip ediyor. Ben onlar tarafından takip edildiğimin farkındayım, ama neyin izinde olduğumu, neyi kovaladığımı bilmiyorum. İnsanın ne olmak istediği hakkında bir fikrinin olamaması, öte yandan bir şey olmak için hangi denklemleri, hangi tarihi olayları bilmesi gerektiği konusunda âlim olması ne kadar da garip.

Bir gece yatarken inşaat mühendisi olayım diyorum. Sabah kalkınca “boş ver inşaatı sen ofisteki kişi, mesela müdür ol” diyor. Bir hafta sonra arkadaşımın avukat olan babasını tanıyınca, “neden olmasın?” diyorum. Derken meslekler için hangi puan türünün gerekli olduğunu gösteren ÖSYM kitapçığına bakıyorum. İşletme, hukuk, mühendislik… Ne hepsini birden isteme şansım ne de olma olasılığı var. Yıllarca çalış dediler, çalıştım. Beklenildiği kadar çalışmamış olabilirim. Bana, almam gereken puanları söyleyenler çok oldu. Büyükler, istatistikler… Fakat niye o puanı değil de şu puanı almam gerektiğini söyleyen olmadı.

“Ne olmak istiyorsun?” ne kadar da bilindik bir soru. On yedi yaşındayım, duyalı çok oldu. Ancak henüz verebileceğim bir yanıtım olmadı. Bir sabah elimde çanta duruşma salonundayım. Akşam, ağır akan trafikte arka koltuğa kurulmuş bir iş yemeğine yetişmekteyim. Ertesi gün, başımda baret şantiyeyi denetliyorum. Sahi bu kafayla ben nereye gitmekteyim? Olurum, ederim nedir? Bu neyin kafasıdır? Açıl susam açıl; yeterliliklerim, potansiyellerim ortalığa saçıl!